Bugünkü muhabbetimizde Kuranî bir kavram olan ve ondan önceki kutsal kitaplarda da geçen bir Rûhu’l Kudüs ifadesini kısaca ele alacağız.
Bakara Suresi 87. Ayette şöyle buyuruyor:
‘’Musa’ ya kitabı / Tevrat’ ı verdik ve arkasından onu izleyen birbiri ardınca elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ ya da apaçık deliller verdik. Onu Kutsal Ruh’ la (Rûhu’l-Kudüs) destekledik. Her ne zaman bir elçi (rasul) size canınızın istemediği/hoşunuza gitmeyen bir şey getirdiğinde, büyüklük taslayarak, kimini yalanlayıp ve kimini de etkisiz hâle getiriyordunuz. ‘’
Bu ayette geçen Rûhu’l Kudüs ifadesi Türkçeye kelimesi kelimesine ‘’Kutsal Ruh’’ olarak tercüme edilirken, genellikle ‘’Cebrail’’ olarak çevrilmiştir. Ruh sözcüğü Kuran’ı Kerim’ de çok anlamlı sözcüklerden biridir. Örneğin ‘’akıl, nefs, can’’ anlamlarında kullanılmıştır. Öyleyse Rûhu’l Kudüs hayat kaynağı, yüce ve kutsal idrak, yüce anlayış demektir. Bazı hadislerde Hz. Peygamberin sevdiği bir şaire (Hassan bin Sabit’e) ‘’Allah seni Kutsal Ruh (Rûhu’l Kudüs) ile desteklesin’’ dediği geçer. Buradan anlaşılması gereken; ‘’Allah senin idrak ve iradeni yüceltsin’’ diye anlamak gerekiyor.
Ruh konusunda çok kitaplar yazılmıştır. Fakat insanoğluna bu konuda çok fazla bilgi verilmediğini/verilmeyeceğini peygamberimizde ifade ediyor. Bizzat Kuran’ı Kerim’ de der ki;
"Sana ruhtan sorarlar. De ki: Ruh, Rabb'imin emrindendir. Size ilimden pek az bir şey verilmiştir."
(İsra Suresi 85)
Anlaşılıyor ki insanın kutsal ruh kavramını çok az algılayacağıdır. Dolayısıyla ‘’ruh’’ konusu insanın düşün dünyası için anlaşılması ancak bazı sembolik ifadelerle mümkündür ya da algılayacağı kapasite kadarıdır. Çünkü aşkın ve ilahi bir kavramdır. Tanrı’ yı dahi algılaması sınırlıdır:
‘’Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O, eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.‘’
(Enam Suresi)
Alevi deyişlerinde de ‘’Rûhu’l Kudüs’’ çokça geçer, Söz gelimi Seyyid Nesimi’ nin dizelerine kulak verelim:
Merhabâ hoş geldin ey rûh-i revânım merhabâ
Ey şeker-leb yâr-ı şirîn lâ-mekânım merhabâ
Çün lebin câm-ı Cem oldu nefha-i Rûhu'l-Kudüs
Ey cemilim ey cemâlim bahr u kânım merhabâ
Gönlüme hiç senden özge nesne lâyık görmedim
Sûretim aklım ukûlüm cism ü cânım merhabâ
Ey melek sûretli dil-ber cân fedâdır yoluna
Çün dedin lahmike lahmi kana kanım merhabâ
Geldi yârım nâs ile sordu Nesîmî neçesin
Merhabâ hoş geldin ey rûh-i revânım merhabâ
Seyyid Nesimi’ nin ikinci beyitte geçen Rûhu’l Kudüs ifadesini günümüz Türkçesine çevirirsek şöyle almıştır:
‘’Çünkü dudağın Cemşîd’ in kadehi gibi serden geçirici (ser-hoş edici), nefesin Kutsal Ruh’ un nefesi gibidir.’’
Aslında bu nefes, Hz. Peygamber Muhammed Mustafa için söylenmiştir. Ve Seyyid Nesimi’ ye göre Peygamberin sözleri, nefesi Kutsal Ruh’ un sesi gibi olduğu betimlenmiştir. Böylece Alevilik’ te de aklî unsurlara ve sembolik anlamlara ne kadar önem verildiği de görülmektedir. Hz. Muhammed’ in kutsal idrak, yüce anlayışla ortaya koyduğu -ki akıl burada aracıdır- vahiy doğrudan Allah’ a aittir. Cebrail’ in ise iki anlamda da (ontolojiksel ve semboliksel olarak) varlığına işaret edilmektedir. Yani algılama ve yüce kudret…
Cebrail bazılarına göre ise ‘’akıl’’dır. Fakat bunu salt akla indirgemek doğru değildir. Çünkü akıl bu dünyayı mantıksal ve zihinsel anlamda değerlendirir. Ancak insanda bir de ‘’cevher’’ olduğunu unutmamak gerekli. Dolayısıyla Cebrail salt akıl demek yanılgıdır.
Geldi çağırdı Cebrail
Hak Muhammed Mustafa’ ya
Hak seni Mir’ac’a okur
Davete kadir Huda’ya
….
Muhammed belin bağladı
Anda ahiri Cebrail
İki gönül bir oluben
Hep yürüdüler dergâha
Şah Hatayi’ nin miracnamesinde geçen ve cem ibadetlerinde icra edilen bu deyişte de Hz. Muhammed’ in akıl yoluyla en üst mertebeye çıkması, ötesinde akıl yolunu da aşarak Tanrı’ nın bazı ayetlerine mazhar olması anlatılmaktadır. Deyişin sonunda ise semah dönülmektedir. Semah da aslında bu yüce idrak ve kutsal anlayışın doruk noktasıdır. O öyle bir hâldir ki, insanın kendi varlığını Hakkın varlığında yok etmesidir. Kutsal Ruha sembolik olarak bürünmektir. Tüm evrenin başlangıcından itibaren bir denge ve uyum içinde olduğunu, ilahi nizamın Hakkın aşkıyla tekamül ettiğini göstermektedir. O sırra ermek başta akıl yolu ve dahasında da Hakkın sırlarına mazhar olmak için Hakikat makamında olunması gerektiğini belirtmektedir.
Cem ibadetlerimizde semah dönen canlar, miracname okuyan zakirler bu bilinç ile hizmetlerini yaptıklarında, daha çok anlam kattıklarını göreceklerdir. Çünkü Yüce Allah vahiyini sadece peygamberlere değil, tüm insanlara göndermektedir. Elbette peygamberlere iletilen vahiy özeldir. Fakat insanlar kendilerinde olanın çoğu kez farkında değildir. Bir çoğu aklı kullanmak da dahil olmak üzere ‘’kutsal idrak, yüce anlayışı’’ algılayamamaktadır. Kuran buna ‘’basiret gözü kapalı’’ olarak vurgu yapar.
Öyleki daha ileri gidersek Yüce Allah’ ın rahmetinden uzaklaşanlara, artık şeytanın (saptırıcı, gerçeği örtücünün) vahiy edeceği dahi Kuran’ da geçmektedir:
“Şüphesiz şeytanlar kendi dostlarına sizinle mücadele etmelerini vahyederler.”
(Enam Suresi 121)
Görüldüğü gibi insanın kendisi şeytanlaşmaya görsün, artık Yüce Allah’ ı yardımcı/destekçi olarak göremeyecektir.
Öte yandan konunun derinine fazla inmeden ‘’Kutsal anlayış’’ ın bir içgüdüsel/doğasal/fıtrat hizmeti anlayışına dönüştüğüne de şahit oluyoruz. Bal arısına acaba kim bal yapmasını öğretmiştir? Var olan bilgisini nereden almıştır? Hangi fıtrat anlayışının ürünüdür? Kuran’ a bakalım:
‘’Rabbin bal arısına şöyle vahyetmişti (bildirmişti): "Dağlardan, ağaçlardan ve (insanların) yaptıkları çardaklardan kendine yuvalar edin! Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarına gir!" Karınlarından renkleri çeşitli bir içecek (bal) çıkar ki onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz ki bunda düşünen bir toplum için bir delil vardır.’’
(Nahl Suresi 68,69)
Sonuç olarak, buraya kadar ‘’Rûhul Kudüs’’ ifadesinin tam manasını hiçbir beşer tam anlamıyla bilemeyecektir. En doğrusunu Yüce Allah bilir. Bize verilen bilgi ise akıl kapasitesi ve yapısı nedeniyle kısıtlıdır. Çevremizde gördüğümüz (bal arısı örneğinde olduğu gibi) nice ibretler vardır. Hepsi Yüce ALLAH’ IN VARLIĞINA DELİLDİR. Hepsi Yüce Allah’ ı zikretmektedir.
‘’Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlardaki delillerden yüzlerini çevirip geçerler’’
(Yusuf Suresi 105)
Bize düşen görev de Allah’ ın verdiği nimetleri (aklı, gözü, kulağı vs.) kullanarak bizi Rûhul Kudüs ile desteklemesini niyaz etmektir.
Yüce Allah hepimize idrak ve gönül gözü açıklığı versin.
Fırsat elde iken bir âmel kazan
Gül cemâlin bir gün solsa gerektir
Zevkine aldanma tapma dünyaya
Dünya malı burda kalsa gerektir.
Yarın Hak’kın divânına varılır
Rûz-u mahşer günü sual sorulur
Günahın tartarlar mizan kurulur
Orda haklı hakkın alsa gerektir
Bana böyle geldi Mevlâ’dan hitap
Dil tutulur ol dem verilmez cevap
Kimine lûtf olur kimine azap
Cennet tâmu Hak’tır dolsa gerektir
Genç Abdal’ım Hak’ka yakın olana
İtikâdı bütün sâdık olana
Hakikatta Hak’ka âşık olana
Divanda şefâat olsa gerektir
ALEVİ İSLAM İNANÇ HİZMETLERİ BAŞKANLIĞI
Cihan var olmadan var olan Ali idi, Cihan var olurken yine var olan Ali’dir. (Mevlana Celalleddin-i ...
DevamNevruz Farsça bir kelime olup, manası yeni gün anlamındadır. Bugün toprağın uyandığı, tabiatın canla ...
DevamHALİFE OSMAN BİN AFFAN DÖNEMİ Hz. Muhammed s.a.s sonra üçüncü Halife Osman bin Affan olmuştu, yani A ...
DevamPirini özünde anar Aşkın küresinde yanar İnsanlığa ilham sunar İkrarında durur kadın Noksanlık var d ...
DevamDerdimin dermanı tuttuğum ipsin Yetiş Hızır yetiş darda kalana Gerçeğin nefesi uzanan elsin Yetiş Hı ...
Devam